Akış rejimi nasıl belirlenir ?

Baris

New member
Akış Rejimi: Hayatın Derin Akışında Yolculuk

Merhaba sevgili forumdaşlar,

Bugün sizlerle hayatın nasıl bazen bir nehir gibi akıp gittiğini, bazen de tam tersine o akışta kaybolup kalmamızı sağlayan bir kavramdan bahsetmek istiyorum: Akış rejimi. Ama bunu anlatırken bir teori ya da kuru bir bilgi vermek yerine, çok daha derin bir yere gitmek istiyorum. Bir hikâye anlatmak istiyorum… Hem de her birinizin içinde bir parça bulabileceğiniz bir hikâye.

Bir Zihnin İçindeki Akış Rejimi: Ahmet ve Ayşe’nin Hikâyesi

Ahmet, bir sabah işe gitmek üzere erkenden evinden çıktı. Yolda hızla yürürken, kafasında sayısız düşünce birikti. Çalışma planı, toplantılar, bitirilmesi gereken raporlar… Bir yanda hayatının her anında kontrolü elinde tutmaya çalışan bir adam, diğer yanda da bu karmaşanın içinde kaybolmuş bir zihindi.

Bir süre sonra, Ahmet’in önü açıldı ve ona Ayşe’yle bir araya geleceği an geldi. Ayşe, Ahmet’in eski dostuydu; hem iş arkadaşı hem de yakın bir arkadaş. Ayşe’nin akış rejimi, Ahmet’ten çok farklıydı. Ayşe, sabahları işe gitmeden önce meditasyon yapar, gün boyu ise başkalarının duygularını hissedebilme yeteneğine sahiptir. Geriye dönüp baktığında, o akışa sadece çevresindeki insanları değil, kendini de dahil eder. Ayşe’nin yaşam tarzı, insanlarla kurduğu derin ilişkilerle şekillenmiştir; duygusal zekası, Ahmet’ten oldukça farklı bir yön alır.

İçeri girdiğinde Ayşe’yi, mutfakta kahve hazırlarken buldu. Ahmet bir süre sessizce ona baktı. Ayşe’nin yüzü, huzur ve sakinlik içinde parlıyordu. Ama Ahmet’in içinde ne bir huzur vardı ne de dinginlik. Zihninde hâlâ “Bugün ne yapmalıyım?” soruları yankılanıyordu. Ayşe, fark etti. Gözlerindeki bu gerginliği hemen okudu.

Ayşe'nin Empatik Yolu: Huzuru Bulmanın Anahtarı

Ayşe, kahve fincanını Ahmet’e uzatırken, “Sana bir şeyler söylemek istiyorum, Ahmet,” dedi. “Birçok şeyi kafanda çok büyütüyorsun, biliyorum. Ama bazen durmak, içinde bulunduğun bu karmaşadan çıkmak gerek. Dışarıdan biraz uzaklaşıp, sadece o anın tadını çıkarabilmek... Bu, senin gibi bir insan için zor olabilir ama denemelisin.”

Ahmet, Ayşe’nin gözlerinde bir rahatlama hissi sezdi. O rahatlama, Akış rejiminin ta kendisiydi. Ayşe, kendini sadece işin ve zamanın içinde kaybetmek yerine, anı hissederek yaşamayı seçmişti. Ahmet, bir an için derin bir nefes aldı ve Ayşe’ye bakarken, bir anlamda içinde kayboldu. Çünkü Ayşe’nin sözleri, yalnızca bir tavsiye değil, bir yaşam tarzıydı.

“Benim bu kadar rahat olmam imkansız, Ayşe,” dedi Ahmet. “Birçok şey var, yapmam gereken çok şey var…”

Ayşe, gülümsedi. “Zihninde olan her şey sana yük oluyor, biliyor musun? O kadar çok çözüm aramak yerine, bazen sadece olmak gerekiyor. O zaman her şey kendiliğinden yoluna girer. Akışa bırakmak gerekir.”

Ahmet, Ayşe’nin sözlerini sindirerek düşündü. O kadar doğruydu ki! Çözüm odaklı düşünme alışkanlığı, Ahmet’i her zaman çözüm arayışına iterken, hiç durmadan bir yerlere yetişme çabasına sokuyordu. Ama Ayşe’nin yaklaşımındaki fark, kendini dışarıya değil, iç dünyasına vermekti.

Ahmet’in Stratejik Akışı: Kontrolü Elinde Tutmak mı, Akışı Kabullenmek mi?

Bir akşam, bir toplantıdan sonra Ayşe ve Ahmet tekrar buluştular. Ayşe, işlerin yoğunluğundan bahsederken Ahmet, dikkatle dinledi. Ancak, bir noktada derin bir sessizlik oldu. Ahmet, fark etti ki, Ayşe rahat bir şekilde konuşuyor, kendini ifade ediyor. Ama o, henüz içindeki huzuru bulabilmiş değil.

Ayşe, “Senin gibi bir insan için, bu kadar kontrollü olmak belki de çok doğal. Ama bir an için her şeyi serbest bırakmayı düşündün mü? Kendi içinde bir sistem kurmak yerine, dış dünyaya göre değil de, kendi içindeki akışa göre hareket etmek…” dedi.

Ahmet, yine kafasında binlerce düşünceyle cevap vermek üzereyken, Ayşe’nin sözleri akışa girmeyi öneriyordu. O an fark etti ki, Ayşe’nin yaklaşımı sadece bir tavsiye değil, aslında bir strateji önerisiydi. Yalnızca yaşamı, insanlar ve duygular arasında dengede tutan bir strateji.

O gün, Ayşe’nin önerisi Ahmet’in kafasında yankı buldu. Akış rejimi, ne sadece mantıkla ne de sadece duygu ile şekillenen bir yolculuktu. Hem strateji hem de empatiyi içeren bir dengeydi.

Sonuç: Akışta Kalmak ve Kendini Buldurmak

Sevgili forumdaşlar, Akış rejimini bulmak, çoğu zaman dışarıda değil, içimizdeki sessizlikte yatar. Ne çok şey düşünmek, ne de çok fazla endişelenmek gerekir. Bazen sadece “olmak” gerekir. Ahmet’in ve Ayşe’nin hikayesinde olduğu gibi, erkeklerin çözüm odaklı, kadınların ise empatik yaklaşımlarının birleşimiyle ortaya çıkan bir denge, nihayetinde hepimize ait olan o akışa girmemizi sağlar.

Hikayeyi paylaştığımda, belki siz de hayatınızdaki akış rejimini keşfetmişsinizdir. Ya da belki, biraz daha nehir gibi akmaya karar vermişsinizdir. Peki ya siz? Sizce bu dengeyi kurmak mümkün mü? Yorumlarınızı bekliyorum.
 
Üst